Materyalizmden İdealizme Yolculuk: Bir Yakınını Kaybetmek

Büyük bir aradan sonra selamlar…

Öncelikle azıcık neden yoktum ondan bahsedeyim müsaadenizle. Aslında vardım ancak yazdığım her şeyi beğenmeyip taslağa kaydettim. Sonra taslaktan da sildim. Bu siteyi açar açmaz sürekli bilgi paylaşmaya başlayınca kişisel şeyleri yazmamam gerekiyormuş gibi hissettim. Artık bu huyumdan kurtulduğumu düşünüyorum. Bu yazıyı da mobilden yazdığım için bazı hatalar olabilir, affola. Gelen onlarca yüzlerce mail ve yorum da gözümden kaçmadı ancak o kadar maile tek tek dönecek vaktim olmadığından bir soru cevap yazısı ya da videosu yayımlayacağım.

Gelelim içimi dökeceğim kısma. Geçtiğimiz günlerde küçükken pek çok anı biriktirdiğim ancak doğal olarak büyüdükçe o anılarımın azaldığı dedemi kaybettim. Farklı şehirlerde yaşadığımızdan pek görüşemezdik gerçi.  Kendisi tam bir anadolu adamı imiş. Vaktiyle ailesine bakmak için binlerce km uzağa, ta İran’lara kadar tırla yol gidermiş. Dedemin yıllarında o yollarda direksiyon sallayan şoförlerin çoğunun güzel yemek yaptığını, dedesi aynı mesleği paylaşanlar bilir. E malum, yol kenarlarında tesisler falan yok. Ne yapacaksın? Kendi yemeğini. Bizimki de enfes bir yaz türlüsü yapardı güveçte. Şimdi ben dedemi ve dedemle olan küçüklük anılarımı anlatsam roman çıkar. En iyisi kendi kısa problemlerime döneyim.

Materyalizm…

Beni yakından tanıyanlarınızın bildiği üzere önüme, başıma, karşıma çıkan her konuya materyalist yaklaşıyorum. Bu noktada hiçbir zaman fire vermemiştim. Ta ki dedemin vefatına kadar. Ufak bir kabullenememe sürecinden sonra gerçek beni vurdu. İlk kez bu kadar yakından birini kaybettim. Babamın anne ve babası da vefat etti vaktiyle ancak çok küçük olduğumdan ve fazla anımız olmadığından bu kadar kötü etkilemedi. Biri ben 2 haftalıkken, diğeri ise ben daha çocukken vefat etti. Huzur içinde yatsınlar. Ne diyordum, dedem. Annemin babası, yaz aylarında gittiğim Çankırı’nın Kurşunlu ilçesinde yaşamını sürdüren Halil. Kimisi Halil Ağa der, kimisi Halil amca.

Vefatını kabullendikten sonra annemlerin Konya’dan Ankara’ya gelip beni almalarını bekledim. Birlikte Çankırı’ya geçtik. Bu bekleyiş sırasında derin düşüncelere daldım. Anılarımı ve bu anıların bir daha asla tekrarlanamayacağını düşünüyordum. Materyalist doğam o kadar tutarlı olsaydı çoktan “ölüm herkesin başına gelecek, devam etmelisin” diyebilmeliydim ama diyemedim. Hâlâ diyemiyorum. Bu iş öyle olmuyormuş dostlar. Sevdiğin birini kaybedene kadarmış. En azından benim için öyle oldu. O an idealar dünyasına, soyutların içine daldım. Artık somut iyiliğimdense, soyut iyiliğime odaklanmaya başladım. Çünkü şunu fark ettim: çok kötü bir gün geçirecek olursanız ve materyalistseniz, o günü kurtarma şansınız yok. Size zevk veren müzikler, filmler, diziler, hobileriniz yalnızca anlık olarak kafanızı rahatlatıyor. Gerçekten rahatlamanın ve yasınıza bir son vermenin ise tek yolu düşünceler içine dalmak. Hali hazırda hayatta olan sevdiklerinizle, dostlarınızla vakit geçirmek. Ve tabii ki, ihtiyacınız kalmayana dek yas tutmak.

Ben kendime bu şekilde bir terapi uyguluyorum ve bundan sonra soyutlara odaklanıp her sorunumu böyle çözeceğim. Materyalizm günü kurtarıyor bazen fakat ben iç huzurumu materyalizm ile bulamadım. Dedemi bol bol düşünüyorum şu an. Anılarımızı tekrar tekrar hayal ediyorum. Anısını beynimde canlı tutarak kendi içimde kaybımı normalleştireceğim. Bu kadar soyut şeyin içine düşeceğimi hiç sanmazdım. Belki birkaç hafta önce sorsanız, “herkes büyüklerini bir gün kaybedecek, önemli olan hızlıca hayata devam etmek” derdim. Ancak, işler öyle değilmiş. Hayata hızlıca devam etmemek, bol düşünüp bol yas tutmak daha güçlü çıkmamızı sağlayabilir. Benim için öyle olacağını düşünüyorum diyeyim en azından.

Uzun lafın kısası, bu süreç bana çok şey kattı. Halil Şeker gitmeden bana bir şey daha bıraktı. Düşünce dünyama soyut ögeleri de katmamı sağladı. Böylece ailemle ve dostlarımla ilişkilerime daha da çok önem vermeye karar verdim. Ne dersiniz, belki stresten ve depresyondan döktüğüm saçlar (bir de genetik faktörler işin içinde olabilir) geri çıkar. Bu arada yakın zamanda dedemle olan anılarımı paylaşacağım. Dijital ortamdaki sonsuzluğun içine anılarımızı gömmek istiyorum. Bir sonraki yazıya dek, güle güle.

Hasan oğlu Halil Şeker anısına.

İçini dökmek isteyeni yorum kısmına alabilirim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir