Ankara Metrosundaki Toplumsal Gözlemlerim ve Çıkarımım

Ankara metrosunda…

Yaptığım en uzun yolculuk Koru ve Batıkent arası oldu.  Yaklaşık 45 dakika sürmüştü. Aslında arabayla gitseniz Batıkent o kadar da uzak değil Korudan. Şimdi gözlemlerime gelelim.

Korudan metroya bindiğimde çevremi dikkatli bir şekilde incelemeye başladım. Dikkat ettiğim şeyler arasında: bulunduğum vagondaki insanların giyiniş tarzları, giyimlerindeki renk tonu tercihleri, eğer çok belirginse giydikleri kıyafatlerin markaları, kadınlarda makyaj, erkeklerde ise saç ve sakal bakımı vardı. Ayrıca gözlemlerim sırasında kişilerin o sırada ne yaptıklarına da dikkat ettim. İnternetin olmadığı o yolculukta nasıl vakit geçiriyorlardı? Bunu gözlemledim.

Gözlemlerim

Gözlemlerimin sonucunda Ankara metrosunu 3’e bölebilirim: Koru & Beytepe, Beytepe & Kızılay, Kızılay & Batıkent arası.  Koru ve Beytepe arasında orta yaştaki insanlar çoğunlukta ve giyimlerinden anladığım kadarıyla büyük kısmı hizmet sektöründe çalışıyor. Beytepe ve Kızılay arasında ise öğrenciler çoğunlukta, bunu metroya binmeden de bilebilirdik tabii. Kızılay ve  Batıkent arasında ise diğer ikisinden farklı, homojen bir ortam vardı.

Koru ve Beytepe arasında insanların giyim tarzları şıktı ve kişiler prezantabl duruyordu. Kadınların çoğu makyajlı, erkekler ise düzgün bir sakal traşı ve saç stiliyle dışarıya çıkmış. Giyimlerinde genellikle koyu renkler tercih etmişler. Kot pantolonlarda dahi mavi renk çok az. Herkes bir moda dehası olmuş demiyorum ama şöyle bir bakınca güzel giyindiklerini anlıyorsunuz. Bulunduğum vagonda insanları rahatsız etmemek adına çok bakamadığımdan kaç kişi olduğunu sayamadım. Ancak, bu kişilerin arasından ikisi kitap okuyordu. Büyük bir çoğunluk ise kulaklık takıp müzik dinliyordu. Sohbet eden benim vagonumda yoktu. Korudan sonraki durakta birlikte binen hanımefendiler (belli ki arkadaşlardı) bile binince konuşmayı kestiler. Beni sapık falan sanmasınlar diye giyindikleri kıyafetlerin markasını gözlemleyemedim. Ancak görünürde bir amblem et c. yoktu.

Beytepe ve Kızılay arasında ise benim de öğrencisi olduğum Hacettepe’nin öğrencileri metroya girdi. Koruda kimlerin bindiğini aşağı yukarı bildiğimden yeni binenleri gözlemledim. Yoğun bir saate denk gelmediğimden bulunduğum vagona 2-3 tane öğrenci bindi. Metro ilerledikçe Bilkent ve ODTÜ’den de öğrenciler biniyor ve metro kalabalıklaşıyordu. Öğrencilerin neredeyse hepsi giyiminde koyu tonları tercih etmişti. Özellikle yaşıtım oldukları için beni yanlış anlamalarını istemediğimden uzun uzun bakamadım fakat kadınlar makyajlıydı, erkekler ise düzgün bir saç stili ama genellikle bakımsız sakallara sahiplerdi. Vagonumdaki öğrencilerin birkaçı hariç neredeyse tamamı, arkadaş grubu şeklinde olmalarına rağmen müzik dinlemeye koyuldular. Çoğunluk sırt çantası takmış, bu sırt çantalarının görebildiğim kadarı spor markalara (nike, adidas et c.) aitti.

Kızılay ve Batıkent arasında ise vagonun neredeyse tamamı boşaldı ve yeni insanlar bindi. Yeni binenler çoğunlukla giyimlerinde diğerlerinden farklı olarak açık tonları seçmişti. Kadınlarda makyaj göremedim. Yaş ortalaması 40 üstüydü diyebilirim. Erkekler ise saç ve sakallarına herhangi bir önemi göstermemiş. Öylece çıkmışlar gibiydi. Bu arada öğrencilerin de bulunduğunu söyleyeyim ancak sanki lise öğrencisi gibi geldiler bana. O yüzden onları bu gözlemime katmıyorum. Giyim tarzları ise çok ilgi çekici değildi. Kadınlar ayırdığım diğer gruplara göre büyük çantalar taşıyor, erkekler ise çoğunlukla yüzük (yüzük parmağındaki yüzükleri görmezden geldim) takıyordu. Ve yine diğer gruplardan farklı olarak çoğunluk ne müzik dinledi, ne telefonundan oyun oynadı, ne de kitap okudu. Çoğunluk sohbet ediyordu. Anladığım kadarıyla büyük kısmı düşük ve düşük-orta gelir grubuna mensup insanlardı. Çoğunun ettiği sohbetlerde duyduğum kadarıyla Ankara ağzıyla konuşuyorlardı.

Çıkarımlarım

Metro, Korudan Batıkente doğru ilerledikçe kültür farklılıkları baş gösteriyor. Öncelikle Koru tarafında geliri yüksek insanlar ya da bu insanların semtindeki hizmet sektöründe çalışanların oturduğunun altını çizelim (Batıkent yüksek ve düşük-orta gelir sınıfı arasını barındıran büyük bir yer). Bu dediğim her durak/semt için geçerli olmasa da gelir seviyesi Batıkente doğru düşüyor (ev kiralarını baz aldım). Ya orta-yüksek gelirli bir semtte çalıştıklarından, ya da o ekonomik sınıfa ait olduklarından koru & kızılay arasındaki gruplar dış görünüşlerine oldukça önem veriyor. Giyimleri ise çalıştıkları yer neresi olursa olsun maaşlarının tatminkâr olduğunu gösterir nitelikte. Kızılay ve Batıkent arasındaki kişilerin giyim tarzları, çalıştıkları işte giyimlerinin çok önemli olmadığını gösteriyordu. Çıkarımımın -bence- en önemli noktası ise Korudan Batıkente doğru, bireyselcilikten toplumsalcılığa (siyasi olarak değil) bir geçiş görmemdir. Korudan Kızılaya kadar insanlar daha çok bireysel şekilde geçirdi yolculuklarını. Kitap okudular, müzik dinlediler, telefonlarından oyun oynadılar. Kızılaydan sonra ise sohbetler başlamıştı. Birbirini tanıyan insanlar sohbet ediyor, bazen de rahatsız edici bulduğum kahkahalar atıyorlardı. Elbette bireysel bir şekilde takılanlar vardı fakat sayıları çok azdı. Bireysellikleri ise kuruydu. Ne bir kitap, ne bir telefon yoktu ellerinde. Öyle yere bakındılar.

Sonuç olarak gelir seviyesi arttıkça bireyselcilik artıyor, insanlar iletişimi azaltıyor. Gelir seviyesi düştükçe sosyallik (ya da samimi sosyallik) artıyor ancak dış görünüş ve genel görgü kuralları konusunda bazı eksiklikler gözlemleniyor.  Tabii bunlar kendi gözlem ve fikirlerim. Sizin fikirleriniz ya da deneyimleriniz varsa yorum atabilir veya iletisim@oguzhanunal.net adresinden ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir